Seçme Yazılar
YAŞAMDA DENGE | Kategori: Seçme Yazılar
Yazılma: 19.02.2008 | Okunma: 310311 | Yorumlanma: 0
Hayattaki her şey için belirli bir düzen vardır. Hatta düzensizliğin bile kendine ait bir düzeni bulunur. Düzenle düzensizliğin arasındaki ilişkiden belirli standartlar doğar. Standartlar da her şeyin denge noktasını belirler.
Denge dediğimiz şey aslında hayatımızın her noktasında karşımıza çıkar. Öyle bir şey ki, aşçı yemeğe tuzu biraz fazla atsa tuzlu olur, biraz az atsa tuzsuz olur. İkisi de yemek için eksi puandır. Baharat ve diğer malzemeler için de aynı şey söz konusu. Mükemmel yemek için gerekli olan şey, her şeyin “yeterli miktarda” yemeğe dâhil edilmesidir. Dünya üzerinde bulunan diğer şeyler de aslında yemekten çok farklı değildir. Fazla veya eksik yapılan her şey mükemmelden uzaklaşır.
Her şeyde olduğu gibi, insan davranışları için yine belirleyici unsur dengedir. Her şeye sinirli tepkiler veren kişilere “piskopat”, tepki vermesi gereken yerde vermeyenlere “miskin” yakıştırması yapılır. Ama aslolan, verilecek tepkinin gerektiği kadar verilmesidir. Hiç tepkisizlikte normal değildir, aşırı tepki göstermekte. Aşırı kıskançlık da psikolojik bir rahatsızlık, hiç kıskanmamakta. İnsanın kendini başkalarından aşağı hissetmesi “aşağılık kompleksli” biri olmasına neden olur, üstün hissetmesi de “megaloman” olmasına. Kişinin sevdiğine aşırı ilgi göstermesi de, az ilgi göstermesi de sevdiğinin ondan soğumasına neden olur. Birilerine yardım ederken bile dengenin tutturulması gerektiğini atalarımız çok güzel ifade etmiş: “Az veren candan, çok veren maldan.”
Dengenin insan üzerindeki rolü sadece davranışlarla sınırlı kalmıyor tabi ki. Geçenlerde internet gazetelerinden birinde, Anadolu Ajansı’nın servis ettiği bir habere gözüm takıldı. ABD’nin Kaliforniya eyaletinde yapılan “su içme yarışmasında” yarım saat içinde 3 litre su içen yarışmacılardan birinin sudan zehirlendiği ve daha sonra hastanede yaşamını yitirdiği belirtiliyordu. Bundan 1 hafta sonra da yine gazetenin birinde aşırı su içmenin insanı zehirleyeceği haberi yapılmıştı. İnsanın temel ihtiyacı olan su bile, aşırı içildiğinde insanı zehirliyor, az içildiğinde ise suya gereksinim duyan tüm organlarını tahrip ediyor. Her derde deva olan spor için bile aynı şey söz konusu. Fazla spor yapmanın insanın kalbini büyüttüğü ve bırakıldığı anda insanın kalp krizi geçirmesine neden olduğu söylenir. Hiç spor yapmamanın ise zararlarını saymakla bitiremiyor bilim adamları.
Her şey denge istiyor. Hayatta çok az şey dengenin dışında kaldığı halde sorun oluşturmaz. Bütün herkes okul hayatında ders çalışmanın önemini bilir ama dersin bile dengeli çalışıldığı zaman faydasının görüleceğini söyler uzman eğitimciler. Her şeyiyle derse odaklanan bir kişinin ilerleyen hayatında bazı şeylerin eksikliğini hissettiğini görürsünüz. Duygusal zekanın zeka ölçümünde hesaba katıldığı çağımızda, tamamen derse odaklanıp diğer şeyleri ihmal eden öğrencilerin ileride istedikleri noktalara gelebilmeleri veya geldikten sonra tutunabilmeleri çok mümkün olmayacaktır. Üniversite yıllarında bir hocamız dersin ortasında şu örneği vermişti: - Hayatta başarıyı yakalayacak olanlar, ne şu ön sıralarda oturanlar ne de arka sıralarda oturanlardır. Genelde ön sıradakilerin başarılı olacağı sanılır ama gerçek öyle değildir. Ön sırada oturanlar belli bir süre sonra üzerine çok düşmenin getireceği sıkkınlıktan kurtulamazlar ve bu daha sonra boş vermişliğe neden olur. Arka sırada oturanlarsa zaten hepten kopukturlar, onlar sadece derslerde değil hayatta da arka sırayı tercih ederler. Ama orta sıradakiler, genelde dengeyi tutturanlardan oluştuğu için, ilerleyen yıllarda başarıyı yakalayanlar onlar olacaktır. Belki hocanın bu söylediklerinin bilimsel bir değeri yoktu, belki sadece kendi tecrübelerinden elde ettiği tespiti anlatıyordu ama sonuçta hoca ana fikirde her şeyi dengeli yapmanın önemini vurgulamak istiyordu.
Şu anda dünyanın bir numaralı gündemi haline gelen “Küresel Isınma” dediğimiz şey de temelde, insanların doğaya karşı yaptıkları aşırılıkların veya yapmadıklarının sonucunda doğanın dengesinin bozulması değil midir?
Dünya üzerindeki her şey denge ister ve her zaman en mükemmel olanı ne eksik ne fazla, tam tamına, yani dengede olandır. İnsan dengeli davranınca mükemmele ulaşır, doğa kendisine karşı dengeli davranıldığında bozulmaz, dünya her şey dengede olduğu sürece dönmeye devam eder. Ama insanoğlu için yaşam, elinde tuttuğu uzun sopasıyla ip üzerinde yürümeye çalışan acemi cambazın sonundan farksızdır. Söz konusu kendisi olduğunda tüm dengeleri alt üst etmek pahasına isteğini elde etmeye çalışır. Bu durumda ya dengeleri alt üst ederek istediğine kavuşmaya çalışır ya da dengeyi tutturamayıp aşağıya düşer. Sonuçta olan yine kendisine olur. Kimseler farkına varmadan dengeler bozulur, insanlar bozulur, dünya bozulur ve biz hala küresel ısınmanın, kanserin artmasının, yeni yeni hastalıklar çıkmasının, savaşların nedenini merak eder dururuz…
KAYNAK: Burak BEDÜK
| | yorumları okumak veya yorum yazmak için tıklayın..
Yeni bir tüketim ahlakı nasıl olmalı? | Kategori: Seçme Yazılar
Yazılma: 18.02.2008 | Okunma: 259260 | Yorumlanma: 0
Kaliteli ve yeterli miktarda üretim anlayışını toplum olarak benimsemeliyiz.
İhracat miktarları da dikkate alınarak planlı üretim yapılmalıdır.
Bilinçli ve ihtiyaçlarımız doğrultusunda, gerektiği kadar tüketim yapmalıyız.
TV reklâmları, basın ilanları, medyadaki yönlendirici haberlerden etkilenmemeyi öğrenmeli, her şeye sorgulayıcı yaklaşmalıyız.
Çağımızı ele geçirmiş alışveriş çılgınlığından sıyrılmalıyız. Çoğu zaman elimizdekilerle yetinmiyor, sürekli daha fazlasını, daha iyisini arzuluyoruz.
Sorgulayıcı bakış açışı oluşturarak, dış etkilerin bizi çeşitli yanlış şartlandırmalara yöneltmesine izin vermemeliyiz.
Cep telefonunun gereksiz kullanımı sera gazı yayılımını daha çok arttırmaktadır.
Plastik maddeleri kullanmadan önce bir kez daha düşünmeliyiz. Plastik gibi polimer maddelerin doğada yok olması çok uzun zaman gerektirmektedir.
Tüketmeden önce üretmeyi bilmeliyiz.
Bilinçli bir tüketim için önce kendimizi sonra etrafımızdaki insanları eğitmeliyiz.
Toplumun bazı kesimlerinde bu sorunlarla ilgili bir algı mevcut değil. Sorunun ne olduğunu, sebepleri ve sonuçlarını aktarmalıyız.
Görsel iletişim araçlarını bilinçli tüketim anlayışını yaygınlaştırmak için kullanmalıyız. Bu tip yayınlara ön ayak olmalı, talep etmeliyiz.
Tüketim bilincinin yaygınlaştırılmasında gençlerin ilgi alanları üzerinden onlara ulaşmaya çalışmalıyız.
Toplumun bazı kesimlerinde tüketimin bilincinin yeterli düzeyde olmaması nedeniyle, bu bilincin oluşması için öncelikle ekonomik sonuçlarından yaklaşılabilir (örn. su faturasında belirli miktarın üzerinde bir fiyat artışı).
Toplumda davranış değişikliğinin oluşması için çeşitli teşvik edici ödüller ve caydırıcı cezalar uygulanabilir.
Televizyon kanallarında kalitesiz birçok yayın var, bunlara yeri geldiğinde tepkimizi göstermeliyiz.
Siyasi ve etik değerlerin ortak çıkarlarda buluşması gerektiğini düşünüyoruz.
Atıkların geri-dönüşüm sürecine sokulmasını kendi yaşantımızda bir alışkanlık ve gereklilik haline getirip toplumda da eğitim yoluyla yaygınlaşmasına önayak olmalıyız. Petrole bağımlılığı azaltmalıyız. Kullanılmış yağların bio-dizel olarak tekrar kullanıma girmesine önayak olmalıyız. Aspir en kurak bölgelerde bile yetişen ve bio-dizel üretiminde kullanılan bir bitki olduğundan, bio-dizel kullanımı çift yönlü kazanç sağlayacaktır.
Kaynakları etkin ve verimli bir şekilde kullanmalıyız.
Su kaynaklarımız sınırlı. Suyu içme suyu ve kullanım suyu (bahçe sulama, halı yıkama, araba yıkama vb.) olarak kategorize edip ihtiyacımıza göre kullanmalıyız.
Ülkemizde çok yaygın olan kaçak elektrik ve su kullanımının önüne geçmek için öncelikli olarak işletmelerde, daha sonra konutlarda gerekli önlemler alınmalı.
Daha önce altyapı çalışmaları uzun dönemi kapsayacak şekilde planlanıp yapılmadığından ve kaliteli malzeme kullanılmadığından kente dağıtılan suyun %48’i şebekelerimize gelmeden kayboluyordu. , yerel yönetimlerde planlama ve uygulamaların uzun dönemleri kapsayacak şekilde yapılmasını gençler olarak arzuluyoruz. İlimiz yerel yönetiminin bu yönde ilerlediğini görmek biz gençlere umut vermektedir.
Toplu taşıma araçlarının kullanımını tercih etmeli ve teşvik etmeliyiz.
Verimliliği yüksek, enerji kullanımı düşük ve uzun ömürlü tüketim maddelerini tercih etmeliyiz. Çevreye ve kendimize karşı daha saygılı bir tüketim anlayışını yerleştirmeliyiz.
Tek ve ortak bir çıkarımız var. “ oğal varlıkların korunması, yaşanabilir bir dünya.” Tek bir ses olup bu ortak çıkar doğrultusunda hareket etmeliyiz. Ortak çıkarımıza ters düşen uygulamalarla karşılaştığımızda tepkimizi ortaya koymalıyız.
Amacımız, değerlerimizi yitirmeden kararların kısa vadeli değil uzun vadeli sonuçlarını dikkate alarak bilinçli bir toplum oluşturmak olmalıdır.
Hedefimiz, günü kurtaran değil, geleceği düşünüp geleceğine sahip çıkan bir tüketici ahlakı oluşturmaktır. Kaynak: TEMA – Beyin Fırtınası Çalışması Sonuçları (Sonuç Bildirgesi)
| | yorumları okumak veya yorum yazmak için tıklayın..
Nasıl? “Hayır” Diyebiliriz? | Kategori: Seçme Yazılar
Yazılma: 24.03.2007 | Okunma: 790791 | Yorumlanma: 1
Kimse “hayır” kelimesini ne duymayı, ne de söylemeyi sever. “Hayır” kelimesini kullanmak yerine ben dilini kullanarak “hayır” anlamına gelebilecek sözler söyleyebiliriz.
• Yapmak istemediğimiz davranışı kısaca tanımlamalıyız. “Benden .......... yapmamı istiyorsun” • Yapmak istemediğimiz davranışla ilgili kendi gerçeğimizi ve duygularımızı anlatmalıyız.
• Bu davranışı yaparsak kendimizi nasıl hissedeceğimizi, üzerimizde bırakacağı etkiyi tanımlamaya çalışmalıyız. “.............. yaparsam kendimi mutsuz hissedeceğim” veya “............ yaparsam işlerim aksayacak, gerginleşeceğim, bitirmek için çok yorulacağım” veya “......... olursa çok huzursuz olacağım” v.b.
”Hayır” dememizin nedenlerini saydıktan sonra yapamayacağınızı söylemek daha kolay olacaktır. Zaman zaman meşgul olduğumuzu, bazen de o konuda bilgimiz olmadığını söyleyerek de hayır diyebiliriz.
Unutmayalım ki; “hayır” demek o insanı reddetmek demek değildir. Sadece o koşullar altında o işi yapamayacağımızı gerekçeleriyle bildirmek demektir. Bir başka zamanda veya koşulda, kendimizi uygun hissettiğimizde o işi yapabilir veya karşımızdakine başka bir zaman diliminde yardımcı olabiliriz.
”Hayır” diyerek koruduğunuz kendi sınırlarımız, yönetimini eline almaya çalıştığımız kendi yaşantımızdır.
Bu yazı Psikonet.com sitesinden alınıp ben diline uyarlanmıştır. A.H.
| | yorumları okumak veya yorum yazmak için tıklayın..
İnternet İletişim Kuralları | Kategori: Seçme Yazılar
Yazılma: 20.03.2007 | Okunma: 259260 | Yorumlanma: 1
Burada söz konusu edilen kuralların amacı İnternet gibi sınırsız ortak bir iletişim ve etkileşim ortamını kullanırken birey olarak rahatsız olmamak ve kimseyi de rahatsız etmemek için bireylere dönük sezgisel anımsatıcı uyarılarda bulunmaktır. Düzensizliklere düşülmeden İnternet ortamının etkin ve yararlı kullanımının bu uyarılara uyulması oranında artacağı inancını hepimizin paylaşacağını umuyoruz. Bu uyarıların ya da kuralların ezberlenmesi gerekmez, özenli bir okunuş ile elde edilecek izlenim uygun davranışların sergilenmesini sağlayacaktır. Akılda yer etmeyen ezberlenerek uygulanacak kurallar koymanın İnternet kullanımında bir yararı olmayacağı çok açıktır.
Pek çok kişinin katkıları ile derlenip sunulan aşağıdaki görüşlerin daha etkileyici başka biçimlerde dile getirilmesi her zaman olanaklıdır. Lütfen bu metinde amacı doğrultusunda eksik gördüğünüz önerilerinizi bildiriniz. İletilen önerilerin metnin geliştirilmiş bir sonraki sürümünde değerlendirilerek yer alacağından emin olabilirsiniz.
Başkalarına karşı saygı
Toplum karşısında kendinize yakıştırdığınız tavrı İnternet'in sanal ortamında da sürdürünüz, kimliğinizi saklayabileceğinizi umarak gerçek yaşamınızda benimsemediğiniz davranışları sergilemeyiniz.
Başkalarına karşı saygılı olunuz, bunun kendinize olan saygınızın ve size başkalarının göstereceği saygının ön koşulu olduğunu unutmayınız.
Düşüncelerinizi dile getirirken olumlu yaklaşmanın ve nazik bir ifade kullanmanın sağduyunun gereği olduğunu hatırlayınız.
Tartışmaların özelleşmesine ve kişiselleşmesine yol açmayınız.
İnsanları duygusal yönden zedeleyici ve rahatsız edici iletilerin yayılmasına olanak vermeyiniz (örneğin amansız bir hastalığı olanların son isteği gibi sonuç alınması olasılığı çok kuşkulu iletilerin yayılmasına aracılık etmek ya da inançlar üzerinde yorumlar yapmak gibi)
İstenmeden yapılan yanlışları hoşgörü ile karşılayıp, anlayışla yardımcı olmaya çalışınız.
Kişilerin istemleri dışında iletiler alarak rahatsız olmalarını elinizden geldiğince önleyiniz, buna neden olmayınız.
Size gelen bir iletiyi, başkasına aktarmak istediğinizde, bu iletiyi size gönderenin bunu isteyip istemediğinden emin olunuz.
Biçimsel özen
Açık kimliğinizi geçerli bir gerekçeniz olmadıkça gizlemeyiniz, her iletinizde açık kimliğinizin net olarak belli olduğundan emin olunuz.
Kimliğin önem taşımadığı durumlarda görüş ve düşüncelerinizi anonim olarak açıklamayı uygun buluyorsanız bunu kötüye kullanmadan özenli yapınız.
Konu kısmı yeterince açık olan (iletinin içeriğini göz atıldığında belli eden açıklıkta),dili anlaşılır, özlü kısa iletiler ile iletişim kurmaya ve etkileşmeye özen gösteriniz.
Eğer herkesi değil de bir kişiyi ilgilendirdiğini düşündüğünüz bir ileti var ise genele hiç duyurmadan doğrudan ilgili kişiye iletilerinizi yönlendiriniz.
Her zaman yanıtladığınız iletinin konu başlığını koruyarak yanıt veriniz.
İçerik ile ilgili özen
Ne demek istiyorsanız ona karşılık olan, yanlış anlaşılmalara yol açmayacak düz ve yalın deyişlerle düşüncelerinizi aktarmaya çalışınız.
İletilerinizin yalnızca eleştirici olmasından kaçınarak her zaman yapıcı ve ufuk açıcı olmasını gözetiniz.
İletileri yanıtlamadan önce bir kere daha özenle okuyunuz, verdiğiniz yanıtı da göndermeden önce aynı özenle bir kere daha gözden geçiriniz.
Özellikle tartışma listelerinde daha önce değinilmiş konuları ek bir katkıya yol açmayacaksa üstelemeyiniz, ortaya çıkmış bir sonucu görmemezliğe gelerek kendi düşüncenizi kabul ettirmede ısrarcı olmayınız.
Gereksiz yere büyük harfler ile yazışmaktan, sık sık özel simgeler kullanmaktan, esprili ya da alaycı anlatımlardan kaçınınız, jargon sayılacak farklı bir söyleşi biçimi ile herkese açık ortamlarda iletişimde bulunmayınız.
Olanaklı olduğunca uzun alıntılar yapmaktan ve ek göndermekten kaçınınız, gönderdiğiniz eklerin çok yer kaplamamasına, virüs gibi alıcısının bilgisayar ortamını bozucu içerik taşımamasına özen gösteriniz.
Virüslü iletiler ile karşılaştığınızda en kısa zamanda kaynağını ve gecikmeden etkileneceğini umduğunuz kişileri uyarınız.
Diğer konular
İyelik haklarını zedelememeye özen gösteriniz, başkasının veri kaynaklarını, düşüncelerini ve yazılımlarını kendinizinmiş gibi sahiplenmeye kalkışmayınız.
Başkalarının kişilik haklarına ve özel yaşamına saygılı olarak kişilerle ilgili karalayıcı yorumlarda bulunmayınız.
İnternet ortamının sağladığı olanakların yasa dışı biçimde insanlara zarar verme, başkalarının işlerini engelleme, gizli ve kişisel bilgilerini ele geçirip yararlanma, her türlü sahtekârlık, yolsuzluk, dolandırıcılık ya da hırsızlık gibi kötü amaçlı kullanımına yol açmayınız ve göz yummayınız.
Uygunsuz davranışlar sergilemekte ısrarlı olanları ölçülü bir tepki içinde elbirliği ile uyarmaya çalışınız.
Size gelen bir iletiyi başkalarına aktarırken ileti üzerindeki e-posta adres bilgilerinin gerekmiyorsa aktardığınız kişinin eline geçmemesine özen gösteriniz.
Kendinizin ya da temsilcisi olduğunuz ürün ve hizmetlerin reklâmını yapmayınız.
Güvenlik zedeleyici ve bozucu girişimlere karşı alınması gereken önlemlere uymaya özen gösteriniz, bu konuda bir kuşku duyduğunuzda doğrudan İnternet servis sağlayıcınıza ya da kurum sorumlunuza durumu bildirerek önlem alınmasına yardımcı olunuz.
İnternet üzerinde denetim ve düzenleme yetkisi olanların konumlarını kötüye kullanmalarına karşı duyarlı olunuz ancak gerektiğinde de işlerini kolaylaştırıcı her türlü desteği veriniz.
Kaynak: Türkiye Bilişim Vakfı http://www.tbv.org.tr
| | yorumları okumak veya yorum yazmak için tıklayın..
Hayır diyebilmek neden bu kadar önemli ve neden | Kategori: Seçme Yazılar
Yazılma: 16.03.2007 | Okunma: 197198 | Yorumlanma: 0
Kendi yaşantımızın dümenini elimizde tutabilmemiz için "hayır" diyebilmek gerekiyor. Çok yorgunuz ve eve misafir gelmek istiyor, onlara kırarım ayıp olur endişesiyle "hayır" diyemiyoruz. Ancak o akşam için planladığımız, rahat bir koltukta oturup gevşemek. Bunları feda ettiğimiz için hem sıkıntılı, gergin bir akşam geçiriyor, hem de ertesi sabaha daha da yorgun olarak kalkıyoruz. Ya da; işyerimizde çok yoğunuz ve bir işi daha bitirmemiz isteniyor, ancak yeni işi yetiştiremeyeceğimizi söyleyemiyoruz onu da bitirmeye çalışıyoruz. Bu arada daha önce yapmakta olduğunuz iş aksıyor. Bir şekilde elimizdeki tüm işleri bitirsek bile karşı tarafa bu işi yaparken ne kadar zorluk çektiğimizi bildiremediğimiz için karşımızdaki kişi bizim emeğinizi anlayıp takdir edemiyor ve bizden hep aynı performansı göstermemizi bekleyebiliyor. Hatta daha az çalıştığımızı bile söyleyebiliyor.
• “Hayır” diyemediğimiz için sürekli biriken işler ve başkalarının isteklerini sürekli yerine getirmek, bir süre sonra yaşantımızın kontrolünün elimizden kaçmasına, kendi isteklerimizin yaşantımız içinde yer almamasına neden olabiliyor.
• Kendimize güvenebilmemiz için "hayır" diyebilmek, "hayır" diyebilmemiz için de kendimize güvenmemiz gerekiyor. Gerektiğinde "hayır" diyebilmek ve dolayısıyla istemediğimiz, doğru bulmadığımız işleri yapmamak kendimize olan saygımızı arttırır. Birilerini kırmamak, onların sevgisini, ilgisini, saygısını kaybetmemek için uygun görmediğimiz görevleri yapmak, itiraz etmemek, bizi kendi gözümüzde değersiz kılabilir.
• İş ortamında zamanı iyi yönetmek, iyi bir takım oyuncusu olabilmek için “hayır” demek çok önemli. Bir takımda herkes sadece kendine üzerine düşeni yaparsa takım iyi bir oyun çıkarır. Bir oyuncu kendi görevi olmayan işleri sadece “hayır” diyemediği için yaparsa kendi görevlerini aksatabilir, gereğinden önce yorulabilir ve sıkılabilir. Ayrıca takım içerisinde sorunlar yaşamaya da başlayabilir. Ayrıca zamanın sınırlı ve yapılacak işlerin çok olduğu noktada öncelikleri belirleyebilmenin en önemli koşullarından biri de daha az öncelikli olan işe hayır diyebilmektir. Böylece zaman tuzaklarından da kurtulmuş olunur.
• Yanlış anlaşılırım endişesiyle olumsuz düşünceleri dile getirememek adına “hayır” diyememek ilişkileri zedeleyebilir, insanlar bizim samimiyetimizden kuşku duyup bizden uzaklaşabilirler.
• Kendi potansiyelimizi, gerçekçi gözle görmemiz için sadece başkalarının değil kendi değerlendirmelerimize inanmamız gerekiyor. “Hayır” diyerek olumsuz değerlendirilebileceğimizi düşünmekten vazgeçip kendimizi olduğumuz gibi ortaya koyduğumuzda kapasitemiz daha doğru değerlendirilmiş olacaktır. • Yanlış yapmaktan, hatalı davranmaktan ve olumsuz değerlendirilmekten korkmadığımızda gerekli noktalarda rahatlıkla “hayır” diyebilecek ve korkularımızın gereksiz olduğunu, aslında insanların hatasız olanı, mükemmeli değil de kendisi gibi hata yapabileni daha kolay kabul ettiğini, sıcak yaklaştığını görebileceğiz. Hem daha çok sevilen, kabul gören hem de sayılan biri olabiliriz. İnsanlar bizim karşımızda nasıl davranmaları, ne zaman durmaları gerektiğini, bizim de sınırlarımız olduğunu bilecekler ve böylece daha açık ve sağlıklı iletişim kurabileceğiz.
Tüm bu sözünü ettiklerimiz iş performansımızın artmasında, kişi olarak kendimize daha fazla güvenmenizde ve kendimizi daha saygın bulmamızda ve insanların bizi daha gerçekçi boyutlarda değerlendirmesinde etkili olacaktır. Ayrıca da; onların istediklerini yaptığımız için değil de kendimiz olduğumuz için sevildiğimizi, değer verildiğimizi görme fırsatımız olacaktır.
Bu yazı Psikonet.com sitesinden alınıp ben diline uyarlanmıştır. A.H.
| | yorumları okumak veya yorum yazmak için tıklayın..
| ileri >
|