Kurumsal iletişim
İNSANLAR BİZİ NASIL TANIYORLAR? | Kategori: Kurumsal iletişim
Yazılma: 07.10.2009 | Okunma: 157158 | Yorumlanma: 1
Hepimiz doğru anlaşılmak ve tanınmak istiyoruz. Çünkü nasıl tanındığımız, bize nasıl davranılacağını, nasıl yaklaşılacağını, nasıl iletişim kurulacağını, kısacası nasıl hayatla bağlantı kuracağımızı belirliyor. Biz her ne kadar kendimizi başka bir şekilde görsek de çevremizdekilerin bizi nasıl tanıdığı ve tanımladığı hayat ile alışverişimizi etkiliyor.
Peki, sizce biz kendimizi diğerlerine nasıl tanıtıyoruz?
Burada iki önemli ve derin soru ortaya çıkıyor;
Ben “kendi olduğumu düşündüğüm” kişi olarak mı tanınıyorum?
Yoksa “diğerlerinin benim olduğumu düşündükleri” kişi olarak mı tanınıyorum?
Biraz karmaşık görünüyor değil mi?
Gelin bir de başka açıdan bakalım; Hepimiz kendimizi hakkında bir öz algıya sahibiz. Bu öz algı sayesinde kendimizi neşeli, arkadaş canlısı, huysuz, düşünceli, dikkatli, ayrıntıcı, içten gibi sıfatlar ile tanımlıyoruz. Bu benlik algımız “kendimiz olduğumuzu düşündüğümüz” kişiyi yansıtıyor. Bazen farklı anlaşılsak da davranışlarımızın temelinde bu dinamikler yatıyor.
Fakat burada gözden kaçırılmaması gereken bir gerçek var ki hiç kimse, anne babamız eşimiz, çocuğumuz, sevgilimiz, arkadaşlarımız bile bizim içimizde tam olarak neler olduğunu bilmiyorlar. İçimizden geçenler, düşündüklerimiz, niyetlerimiz, hayallerimiz hep bizde saklı. Doğal olarak hiç kimse herhangi bir hareketimizin ve sözümüzün altında neler yattığını, düşüncelerimizi ve duygularımızı bilmiyor.
Dış dünya bizi sadece “yaptıklarımız ve söylediklerimiz” kadar biliyor. Doğal olarak bizler onlar için “yaptıklarımız ve söylediklerimiz” den ibaretiz. Bizim hakkımızdaki görüşleri bizi gözlemleyebildikleri ile sınırlı.
Bu gerçeği göz önünde bulundurarak şunu söyleyebiliriz ki biz diğerleri için “onların bizi olduğumuzu düşündükleri” insanız. Bu gerçekten hareketle şunu rahatlıkla söyleyebiliriz “bizler yaptıklarımız ve söylediklerimizle gözlemleniyor ve hakkımızda karar veriliyor isek, yaptıklarımız ve söylediklerimizin diğerleri üzerindeki etkisinin farkında olursak, bizim için düşünülenleri etkileyebilir ve ilişkilerimizin kalitesini değiştirebiliriz”.
Peki, bu konuda kendimizi geliştirmek için neler yapabiliriz?
1)Diğerleri üzerinde beklentimizin dışında bir etki ya da algı yarattığımızda “O beni anlamadı ya da yanlış anladı” yerine;
Kendimize şunu sormalıyız;
“Benim yaptığım bir hareket, söylediğim bir söz ya da söyleme şeklim bu sonucu yaratmakta etkili olmuş mudur?”
2) Biri hakkında farklı düşündüğünüz ya da onun davranışları bizde rahatsızlık yarattığında;
Kendinize şunları sormalıyız;
“ iğeri ile yaşadığım sorunda benim yanlış anlamalarım etkili olmuş olabilir mi?”
“Benim bakış açımla benzeşmediği için genelleme yapmış ve rahatsız olmuş olabilir miyim?”
3)Biri ile fazla zaman geçirdiğinizi ve zamanınızı boşa harcadığınızı ya da anlaşamadığımızı düşündüğümüz zamanlarda; Kendimize şunları sormalıyız;
“ iğerinin hangi davranışları ve sözleri bende bu duyguyu yarattı?”
“Hangi davranışları benimkinden farklı ve bu bende nasıl bir duygu yaratıyor?”
“Bu kişi diğerleri ile de böyle bir iletişim mi kuruyor, yoksa sadece benimle mi iletişim kurma tarzı böyle?”
Bu soruları kendimize sormaya başladığımızda diğerleri üzerindeki etkimiz hakkında “farkındalığımız” mutlaka yükselecektir. Artan farkındalık ise ilişkilerimizde yeni pencereler ve yeni adımlar demektir.
Kaynak: İlhan GÜLERTAN
| | yorumları okumak veya yorum yazmak için tıklayın..
Yöneticinizi Takdir Edin | Kategori: Kurumsal iletişim
Yazılma: 16.03.2007 | Okunma: 207208 | Yorumlanma: 0
İş dünyasında kişisel ve kurumsal performansı artırmaya yönelik eğitimlerde çalışanın motivasyonu konusu üzerinde önemle durulur. Çalışanın moral ve motivasyonunun yüksek olmasının işletmenin performansını olumlu etkileyeceği hemen herkes tarafından kabul edilir. Gerçekten iş tatminini sağlayan insanlar daha üretken, yaratıcı ve özverili olurlar. Bu nedenle yönetici eğitimlerinde katılımcılar, kendilerine bağlı çalışanların motivasyonunu artırmak için parasal özendiricileri kullanmaları, motive edici ortam yaratmak için yönetim tarzlarını geliştirmeleri önerilir. Bu konular yöneticilere anlatıldığında çoğu kez onların tepkisi “peki bizim motivasyonumuzu kim sağlayacak” şeklinde bir sorudur. Bu soruya eğiticiler de çoğu kez içsel motivasyondan ya da patronların ilgi ve anlayışından söz ederek cevap verirler. Bu cevap çoğunlukla yöneticileri tatmin etmez. Ancak söyleyecek başka bir şey de bulamazlar.
Oysa yöneticilerin, açıkça söyleyemeseler de en çok bekledikleri takdir yönettikleri insanlardan gelecek olan olumlu geribildirimlerdir. Yöneticiler bilgi ve deneyim birikimlerinin, karar alma, sorun çözme becerilerinin, cesaret ve özverilerinin ve elde ettikleri sonuçların çalışanlar tarafından fark edilmesini, tebrik ve takdir edilmesini beklerler. Yöneticiler genellikle, çalışanlarının sorumluluklarını taşıdıklarını, başarılarını kolaylaştırdıklarını, iş tatminlerini ve performanslarını iyileştirdiklerini düşünürler. Şüphesiz bütün bu yaptıklarının kendi iş tatminleri ve performanslarını artırdığını da bilirler. Ancak, çalışanlarının da kıymet bilmesini, harcanan fiziksel ve zihinsel emeğin değerini anlamasını isterler. Değer bilmeyen insanlarla çalışmak istemezler.
Bazı çalışanlar, nedense, yöneticinin işinin ne kadar zor, sorumluluklarının ne kadar ağır olduğunun farkında değillerdir. İşin yükünü, zorluğunu kendilerinin taşıdığını, yöneticinin ise masa başında “ahkâm kestiğini” düşünürler. Onlara göre yönetici, işi de insan ilişkilerini de bilmeyen, çalışanların neler yaşadığını görmeyen bir kişidir. Hep tutarsız davranmakta, ayrımcılık yapmakta, yanlış kararlar vermekte, insanları ezmekten, üzmekten zevk almaktadır.
Bazı çalışanlar, yöneticilerinin “eski kafalı“ olduğunu, iş yönetmeyi bilmediğini, soyadı tuttuğu ya da “patronun adamı” olduğu için orada bulunduğunu düşünürler. Yöneticileri eleştirmek, olumsuzluklardan onları suçlamak, dedikodularını yapmak, bütün kararlarına gizli ya da açık bir şekilde direnmek bu kişilerin adeta zevk aldıkları bir iş yaşamı tarzıdır.
Bazı çalışanlar ise yöneticilerini takdir etseler de bunu açıkça ifade etmekten çekinirler. Bunun gerek yönetici gerek diğer çalışanlar tarafından yanlış anlaşılacağından, farklı yorumlanacağından korkarlar. Yöneticilerini takdir ve tebrik etmelerinin ona yaranmak, gözüne girmek ya da bir çıkar sağlamak için gösterilen bir çaba olarak algılanacağından endişe duyarlar.
Yöneticiyi takdir etmek, her zaman, odasına gidip ona iltifat etmek ya da bir toplantıda ayağa kalkıp ona övgüler yağdırmak değildir. Dahası, şirket bülteninde, duyuru panosunda, web sitesinde, şiirler yazmak, methiyeler düzmek hiç değildir. Bunlar zorlamalı, göstermelik, politik ilgilerdir. Bazen de bazı yöneticiler tarafından yönlendirilmiş, bir yerlere mesaj iletmeye çalışan, gerçek niyeti çoğunlukla bilinen girişimlerdir. Bu davranışları gösterenlerin ikiyüzlülükleri, dürüst ve açık olmadıkları kısa sürede anlaşılacaktır.
Yöneticinin gerçekten takdir edilmesi; onun kararlarını benimseme, görüş ve fikirlerine saygı duyma, projelerine destek verme ve kişisel sorumluluklar alarak onun işini kolaylaştırmaktır. Çalışanlar hangi kademede olursa olsun unutmamalıdırlar ki bir gün kendileri de üst pozisyonlara çıkacaklar ve yöneticilik sorumluluklarını alacaklardır. Bugün kendilerinin yöneticileri için düşündükleri ve söylediklerinin yarın kendileri için söylenmesini ya da düşünülmesini istemiyorlarsa biraz daha anlayış göstermeli ve yöneticilerini yalnızca eleştirmeyi, suçlamayı bırakıp takdir etmeyi de öğrenmelidirler.
Prof. Dr. İsmet Barutcugil ibarutcugil@rcbadoor.com
Kaynak:yenibiris.com
| | yorumları okumak veya yorum yazmak için tıklayın..
|